ratajan
Offline
Cinsiyet: 
Nerden: Şükrü Saracoğlu'ndan
Kayıt tarihi: 23 Kasım 2007, 12:45:10
FENERBAHÇE'Lİ OLMAK AYRICALIKTIR...

Durumum:
Ruh Halim:
Uyarı Puanı:  %0
|
! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK KAYIT OLMALISINIZ !
! FORUMDAN YARARLANMAK İÇİN BURAYA TIKLAYARAK KAYIT OLMALISINIZ !
Asidoza karşı etkili doğal ürünler
1. Tedavisi Gökçek İksiri ve Gökçek Tonikle ve doğru beslenmekle mümkündür. (Gökçek Diyet 2. Bazik Tuz veya Karbonat iyi gelir fakat etkileri geçicidir. Akut hallerde kulanılır.
ASİDOZA KARŞI ETKİLİ DOĞAL ÜRÜNLER Asidoz: Halicobacter pylori isimli bakteri asi doz nedeniyle zayıflayan mide ve onikiparmak bağırsağına daha kolay yerleşir. Candida albicans isimli maya mantarları ise bütün sindirim organlarının mukozasında bulunsa da daha çok bağırsaklarda, özelikle de kalın bağırsağa yerleşir. Her ikisi de asitlenme ye sebep olur ve toksik maddeler özelikle de zehirli gazlar, zehirli alkoller ve biyojen aminler (örneğin alerjiye sebep olan histamin) üretirler.
Bir çözeltide varlığı ile bir asit veya bir alkalinin eklenmesinden oluşan pH değişmelerini azaltan kimyevi maddelere tampon adı verilir. Vücudun kimyevi tamponları içinde 4 ana tampon sisteminden söz edilebilir: Eritrosit-Hemoglobin tampon sistemi, protein tampon sistemi, fosfat tampon sistemi ve bikarbonat-karbonik asit tampon sistemi. İnsan bünyesinde, kanın pH'sı bir ömür boyu belirli bir dengede tutulmakta olup ortalama pH:7,4'dır. İnsan ömrü boyunca, yaz ve kış, gece ve gündüz demeden kanın pH'sı sabit tutulmaya çalışılmaktadır. pH'da çok az bir oynamanın (asit veya baz (alkali) 02 oranında dahi kayma olunca hayati tehlike olur. Yani pH'sı 7,35'in altı veya 7,45'in üstü olursa hayati tehlike olur. pH'nın korunmasında vücudun tampon sistemleri ve bu arada akciğer ve böbreğin büyük rolü vardır. Akciğer ve böbreklerde asit iyonların dışarı atılır. Bikarbonat-karbonik asit tampon sistemi tampon sistemler içinde adından en fazla bahsedilen bir sistemdir. Bikarbonat-karbonik asit sistemi, zayıf bir asit ve bunun kuvvetli bir bazla meydana getirdiği tuzun karışımından ibaret bir sistem olup, diğer bütün tampon sistemlerin tabi olduğu kanunlar uyarınca çalışır.
Vücudumuz da 100 trilyon hücredeki metabolik değişimler yani hücrede, enerji oluşumu sırasında karbonikasit (H2CO3) çıkar ve ayrıca bazı besinler (et, peynir ve mamulleri) ve içecekler (siyah çay, kahve ve cola) vücudun asit oranını aşırı yükseltir. Eritrosit-Hemoglobin tampon sistemi ve sodyumbikarbonat (NaHCO3),karbonikasidi tampon sistemi ile vücudun asit-baz dengesi korunur. Karbonikasit ve laktikasit (sütasidi) su ve karbondiokside dönüşür ve bu da böbrekler ve akciğer tarafından dışarı atılır. Dışarı atılamayan asitler,mineraller tarafından tuza (asidik tuzlar, bazik tuzlar veya halojenik tuzlar, yemek tuzu değil) dönüştürülür, sonra bağ dokularına CÜRUF şeklinde yerleşir, (depolanır) ileride atılmak için. Bu sürekli depolama,hücre ve dokuların beslenmesini engeller. HCO3 + X (metal, ametal helogen, örneğin; Sodyum, klor, flor, kalsiyum, magnezyum vb.)------>HCO2X oluşur. Ve bu:CÜRUF’TUR .Bu cürufa ileride bakteri virüs ve mantarlar yerleşerek zehirli gazlar, zehirli alkoller ve hormona benzer biyojen aminler üretirler. Ve de sayısız hastalıkların merkezi oluşur.
Kanda ve hücreler arası sıvıda karbonik asit, asetik asit, fosforik asit, sülfirik asit ve sütasidi (laktik asit) yoğunlaşması,kalp kaslarına zarar verir ve kalp krizi ortaya çıkar. Ayrıca beyin kanaması, kann dolaşımı anormallikleri ve müzmin iyileşmeyen yaralar görülür. Hemoglobin ve sodyumbikarbonat asidin bir kısmını tampon sistemi ile baza çevirir ve asitlenmeyi önler. Tabii vücutta yeterince mineral varsa, yoksa depolayarak CÜRUF oluşturur. Bu nedenle derin nefes alınca daha çok karbondioksit dışarı atılır ve buda vücuttaki asidin azalması demektir. Mide tarafından tuz ve karbonikasidin sodyumbikarbonat ve tuz asidine çevrilmesi ile ortaya çıkar. ( NaCl + H2CO3 ----> NaCO3 + HCl ) Mide derisi bir kaç tabakadan oluşur iç tabakalar bu görevi görür. Tuz asidi midenin içine verilirken sodyumbikarbonat Pankreasa gönderilir.
Kanın pH-Değeri 7,4’dır, yani hafif bazik olup,bu değer 7.35-7.45 arasında hafif değişebilir. Vücüdumuzdaki bir çok metabolizma hareketleri sonucu ,(proteinler parçalanınca fosforik asit, sülfirik asit, yağlar ve karbonhidratlar parçalanınca asetik asit va karbonik asit oluşur.) asit oranı yükselir ve bunun belli bir zaman sonra yeniden normal seviyeye gelmesi gerekir. Bazik olan minerallerle (potasyum, sodyum, kalsiyum, magnesyum) gibi) kanın asit-baz dengesini sağlamada önemli rol oynar. Bilindiği gibi tuzun yapısı sodyum ve klorid isimli iki elementten oluşur. Şayet kişi aşırı et, peynir ve mamullleri, tatlıları yer ve siyah çay, sigara ve alkol içerse kandaki pH-değerinin asitleşmesine sebep olur, çünkü bu besinler asitleşmeye neden olurlar.
Bağırsaklarda pH-Değerinin <5-7> arası olması gerekir, yani hafif asidik bir ortam olması gerekir. Bağırsak florasının en önemli faydalı bakterisi olan laktikasit bakterileri (sütasidi bakterileri) ancak bu ortamda yaşayabilirler. Bağırsakflorasını oluşturan bakteriler,lifli besinleri parçalayarak yağ asitlerine dönüştürürler, bu insan sağlığı için çok önemlidir. Bağırsak florası aynı zamanda,B12 ve K2-Vitamini gibi önemli vitaminleride yaparlar. Bu ne demek, bu kişi şayet lifli besinler (sebzeler, meyveler ve kepekli un mamulleri) yemezse ,avitaminoza (vitaminyetersizliği) ortaya çıkar.
Bağırsaklardaki zehirli gaz dışarı atılmazsa sindirim salgılarına karışır ve zehirlenmeye neden olur.
Kalp kaslarının pH'ı,< 6.9 >yani çok hafif asitli ortamdadır.Fakat <6.5'in> altına düşerse kalp krizi meydana gelir.
Asitleri,lenf bezi,asidik tuza çevirirken şişer.
Asidoz nedeniyle mantarlar özelliklede bağırsak mantarları çoğalır.
Asidozla birlikte amonyak, aflotoksin ve aldehidler çoğalır ve bunlar başta karaciğer ve beyine zarar verirler.
Asidoz nedeniyle küçük kan dolaşımı anormallikleri ortaya çıkar ve basur oluşur.
Tatlı besinler,metabolik değişimler sonucu aside dönüşür. Bu asidi atmaya çalışır,atamazsa cürufa dönüştürerek depolar.
Fazla yağlar (et ve peynir) asetikaside buda asetik tuzuna dönüşür. Bu nedenle Et mamullerinde ki,protein ürik aside dönüşür, buda ürikasit tuzuna dönüşerek cüruf şeklinde depolanır.
Asitler asidik tuza dönüşürken aşırı oranda sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi mineraller harcanır. Asitleri nötrleştirmekte veya hücre yapımında kullanılması gereken mineraller azalır.
Hücre asitlenmesi ve cüruflanması nedeniyle hücreler sertleşir. Örneğin;Eritrozitler sertleşince oksijeni ve besleyici maddeleri hücrelere kadar taşıyamaz,çünkü esnekliğini kaybeder.
Asidoz nedeniyle nefes darlığı ortaya çıkar çünkü eritrozitler oksijen taşımakta ve ve kılcal damarları çekmede zorlanır.
Asidozla birlikte kanda,protein de varsa kanın akışı yavaşlar çünkü koyulaşır.
Cüruf için harcanan mineraller saç ve kemikten alındığından, kemiklerin yoğunluğu azalır, tırnaklar kırılır ve saçlar dökülür.
Cürufun sertleşmesi,deride şişliklere yani selülite sebep olur.
Asidoz nedeniyle iğne şeklinde asit kristalleri oluşur ve bu kristaller kıkırdakları tahrip eder ve neticede disklerde beslenemez ve disk fıtığı görülür ve eklemler deforme olur.
Asit kristalleri sinir hücrelerine batar ve sinirsel ağrılar görülür.
Asitlenme kolesterolada sebep olur.Asit kandaki kalsiyumu kendine bağlar, kanda kalsiyum bulamazsa damarların iç duvarındaki kalsiyumu alır ve burada da bulamazsa kemiklerden kalsiyum alır. Alınan kalsiyum yerine kolesterol görev alır. Şayet sürekli azalan kalsiyum yerine kolesterol eklenirse damarlar sertleşir. Bu sertleşen damarlarla,mesela tansiyonun yükselmesi ile birlikte damarın iç duvarında çentikler (küçük yırtılmalar) görülür. Bu yırtıklarda kolesterolla yamanır ve sürekli damarlar sertleşir. Kemiklerde bir miktar kalsiyumun eksilmesi büyük bir problem olmayabilir ama kanın çok hafif asitlenmesi ölüm demektir.
Kemoterapi,gören ağır hastalarda aşırı hücre ölümü görülür, hücre ölümleri kandaki ürikasidi artırır. Bu nedenle eksilen kalsiyumu acil olarak damardan takviye etmek gerekir.
Fosforasitli içecekler (limonata,kandaki ve kemikteki kalsiyumu dışlar ve onun yerine geçer. Böylece kemik erimesi görülür.
Romatizma,bir asidoz hastalığıdır.Et ve peynir yiyenlerde aşırı oranda ürikasit görülür. Bunu asidik tuza çevirmek için aşırı oranda X-Elementleri,(sodyum, potasyum, kalsiyum, flor, klor, magnezyum vb..) gerekir. Ürikasiti,ürikasit kristallerine dönüştürerek depolanır. Böbrekler belli miktarda ürükasiti dışarı atar. Şayet protein alımı devam ederse veya çürük diş varsa (bu da sürekli protein parçalanmasına neden olur) böbrekler bu kristalleri dışarı atamazsa, ürikasit tuzuna çevirerek depolar ve bu kristallerde dokuya batarak ağrı verir.
Midenin zayıflaması veya iltihaplanması nedeniyle kaliteli veya yeterince sodyumbikarbonat üretemez. Bu da vücutta asitlenmeyi önleyen en önemli faktör olan sodyumbikarbon yetersizliğine vede neticede asidoza sebep olur. Asidoz sonucu: Kalp ve kan dolaşımı rahatsızlıkları, kabızlık, romatizma, gut hastalığı, şeker, yağ hazımsızlığı, kanser ve diğer iltihaplı bir çok hastalık ortaya çıkar.
Et, peynir ve et mamulleri,vücudumuzdaki H+ (hidrojen) ve C+ (karbon) iyonlarının yükselmesine neden olur. Bunu nötrleştirmek için O2- (oksijen) iyonları gerekir ve O2- iyonları ile birlikte H2CO3 (karbonikasit) ortaya çıkar. Buda,H2O (su) idrar yolları ile CO2 (karbondioksit) nefes yolları ile dışarı atılır. Aşırıet, peynir ve et mamulleri ise H2CO3’nin aşırı yükselmesine sebep olur buda kanın asitlenmesi demekdir ve büyük tehlikedir. Asitlenmeyi durdurmak için küçük beyin akciğere O2- alımını yavaşlatmayı emreder, O2-alımının yavaşlaması ile birlikte beslenemeyen hücreler nedeniyle kişi hemen yorulur. Uyumakla yorgunluk geçmez, bu nedenle en fazla haftada iki gün et yenmelidir ve asla peynir yenmemelidir.
Pankreas zafiyeti: Bir diğer faktör ise bilindiği gibi mide asidi olup onu pankreasın salgıladığı sodyum hidrojenkarbonat’la nötrleştirir. Şayet pankreas zafiyeti söz konusu ise o zamanda kandaki asit-baz dengesi bozulabilir. Asit-baz dengesinin bozulması bir çok hastalığın ortaya çıkmasına sebeb olabilir. Bu hastalıkların başında her türlü alerji, hertü iltihaplı (enfeksiyon) rahatsızlıkları, kronik yorgunluk, bel fıtığı, kas ve eklem rahatsızlıkları, mide-bağırsak rahatsızlıkları ve yüksek tansiyona sebeb olabilir. Bu nedenle bazik ağırlıklı besinlerle beslenmek gerekir ve bunların başında sebze ve kepekli ekmek gelir.
Yanlış beslenme sonucu,bağırsaklarda pH-7 civarına (nötr) veya hafif üstüne çıkarsa, buda besin maddelerinin sindirimi sırasında ortaya çıkan amonyumu,(NH4+) amonyak’a (NH3) dönüşmesi demektir. Amonyak nötr, yani pozitif veya negatif yüklü olmadığından kolaylıkla hücrelere sızar ve buradan kana karışır. Kandaki amonyak biyojen aminler ve mikropların salgıladığı zehirli gazlar ve zehirli alkoller'de karaciğer tarafından arıtılır. Bu ise karaciğeri aşırı yorar vede asli görevini yapamaz, yani enzimleri salgılayamaz hale gelir. Bu durumun uzun sürmesi,bağırsak florasının bozulması ve de daha çok artık madde ortaya çıkması demektir ve bu şeytan üçgeni bozulmaz ise bir çok hastalığa neden olur. Amonyak,hücreler için tehlikeli bir zehirdir, amonyum ise bağırsak mukozasını temizleyici özelliklere sahiptir.
Mide-Bağırsak zafiyeti: Bir diğer önemli faktör ise mide:Aşırı katkı maddesi içeren besinler (konserveler, çicolata, kek vb.), soft içecekler (cola vb..), özelliklede dikkatsizce kullanılan kimyasal ilaçlar ve bunlarında en tehlikelisi olan ve bağırsak florasını ve mide mukozasını tahrip eden antibiyotiklerdir. Böylece zamanla çok kolay gastrit,(mide iltihaplanması, mide mukozası iltihaplanması,bağırsak florasının bozulması ve iltihaplanması tabii azalan faydalı bakterilerin yerine,MANTARLARIN yerleşmesi. Bu nedenle Mide yeterince intrinsic faktörü (sialinasitli glukoprotein) salgılayamaz ve bağırsaklarda ki mantarlarda sürekli mikotoksinler (mantar zehirleri) üretir. Intrinsic faktörü,B12-Vitamini, Folikasit, Methionin ve minerallerin bağırsaklar tarafından absorbe (emilme) edilmesini sağlar. Yani nasıl ki diabet hastaları için insulin ne kadar önemli ise besinlerin sindirilmesi içinde İntrinsic faktörü de o kadar önemlidir. İntrinsic faktörünün yetersizliği vitamin ve mineral yetersizliğine sebep olur. Neticede bir çok hastalık ortaya çıkar ve bunlardan bazıları: Alerji, deri hastalıkları, sindirim organlarındaki rahatsızlıklar, vb hastalıklar ortaya çıkar. (Nhp 12.03.1722)
Doğal ilaçlarla asidoz, yani kanın asitlenmesi tedavi edilebilir. Bunların başında 1-) Gökçek İksiri 2-) Gökçek Tonik 3-) Bazik Tuz gelir, fakat bu kalıcı bir tedavi değildir, sadece geçici olarak asidi düşürür. Kalıcı tedavi sadece Gökçek İksiri ve Gökçek Tonik ile mümkündür. Su alırken asitli su veya içecek (cola,gazoz v.b..) ve de özelikle siyah çay asla içilmemelidir. Özellikle içme sularına karbonikasit (gazlı içeceklerin hepsinde mevcuttur) katılmaktadır, bu ise sağlıklı değildir. Bu nedenle naturel su içilmeli ve de birleşiminde hidrojenkarbonat olanlar tercih edilmelidir.
2-) Asit-baz dengesini en iyi ZYE preparatları veya Gökçek İksiri dengelemede yardımcı olabilir. Bu asidoz’a doğru yönelen pH-değerini normala çevirir vede hertürlü mikrobu (bakteri, mantar, virüs ve parazitler,) zararsız hale getirir. Ayrıca ara doku ve mukozadaki (sümüksü iç deri; mide mukozası, bağırsak mukozası gibi) artık maddelerin dışarı atılmasını sağlar ve lenf bezelerini çalıştırır (nezleye bak). Ayrıca stres, aşırı çalışma temposuda vücudun asitlenmesine neden olur ve bu nedenle psikolojik rahatlama (izin yapmak veya meditasyon) gereklidir.
3-) Pankreas zafiyeti nedeniyle,Pankreasın yeterince bikarbonat (H CO3-) salgılayamaması sonucu ortaya çıkan asidoza karşı karbonat hapı (sodyumhidrojenkarbonat = Na HCO3) alınır, fakat bu kalıcı bir tedavi metodu değildir. Mutlak suretle mide ve bağırsakların regenerasyonu gerekir. Buda ancak ve ancak Gökçek İksiri ile mümkündür.
Sağlıklı kalabilmenin ve sağlıklı yaşayabilmenin en önemli faktörü kılcal kan dolaşımıdır, çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim vb., besleyici maddenin hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden maktofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır. Gökçek İksiri ile tedavi olmak mümkündür, tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. [FONT='Verdana','sans-serif']Gökçek İksiri vücudu cüruflar'dan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiyi iyileştirir.
Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur. Siyah çay, kahve ve cola içmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler. Et ve et mamullerine 5-6 ay aravermek gerekir, çünkü asidoza sebep olur, buda birçok hastalığın ana kaynağıdır. Akşam yemeği yerine çok az yoğurt, meyve veya salata yenebilir veya sebze çorbası içilebilir. Hayvansal besinler, tahıl, bakliyat ve hamurlu yiyecekler akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur. Ne kadar hamurlu besin o kadar yağ oluşur, çünkü nişasta glukoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır. Gökçek Diyet[/font
|